Koronavirüs salgını ve cezaevlerindeki çocukların durumu

Türkiye’de 7 adet çocuk/gençlik kapalı ceza infaz kurumu, 4 çocuk eğitim evi bulunmaktadır. 2018’in Kasım ayında yayınlanan son resmi verilere göre cezaevlerinde 3019 çocuk bulunmaktadır. Ancak Adalet Bakanlığının 2020 yılı performans göstergesinde yer alan bilgiye göre ise cezaevlerindeki meslek edinme kurslarına katılan çocuk hükümlü ve tutuklu sayısı 7500 olarak bilinmektedir. Ayrıca anneleriyle birlikte kalan 780 çocuk ve sayısı bilinmeyen hamile tutuklu/hükümlüler bulunmaktadır. Yine bu çocukların 543 tanesinin koronavirüs açısından riskli grup olarak belirlenen 0-3 yaş grubu olduğunu biliyoruz.

Koronavirüs salgınında cezaevlerindeki hijyenik ortam ve gıda erişim

Cezaevleri olağan süreçlerde dahi çocukların sağlıklı gelişiminin önünde ciddi engel teşkil eden yerler iken bu olağanüstü süreçte çocukların yeterli beslendiği ve hijyen ürünlerine yeterince ulaşabildiğini düşünmek fazlaca iyi niyetli olmayı gerektirir. Hepimizin bildiği gibi bu virüse karşı korunmanın en önemli iki yol, bağışıklık sistemini güçlü tutacak şekilde iyi beslenme ve normalin çok üzerinde hijyenik bir ortam yaratmaktır. Ancak cezaevlerinin bırakın çocukları, yetişkinler için dahi bu şartları sağlamadığı çok açıktır. Nitekim mahpuslarla telefon görüşmesi yapan ailelerin ve meslektaşlarımızın verdiği bilgiler de söz konusu durumu doğrulamaktadır. Adalet Bakanlığının açıklaması her ne kadar hijyen ürünlerinin bedava dağıtıldığı ve virüse karşı tüm önlemlerin alındığına yönelik ise de, yine mahpuslarla görüşen ailelerin bize aktardığına göre bırakın bedava dağıtmayı ücret karşılığı bile bu ürünlere ulaşamadıklarını biliyoruz. Bir diğer önemli husus ise İnfaz Koruma Memurlarının vardiyalı şekilde çalışması durumudur. Personellerin üç vardiya şeklinde çalıştığını, dışarıyla temasının yüksek olduğunu ve vardiya çıkışı toplu taşıma araçlarını kullandığını düşündüğümüzde bu durumun nelere yol açabileceği çok açıktır. 

0-6 yaş arası çocukların durumu

Anneleri ile beraber cezaevinde kalan 0-6 yaş grubu çocuk sayısının resmi verilere göre 780 olduğunu biliyoruz. Bu 780 çocuktan 543 çocuğun, Koronavirüs için risk grubu olarak tanımlanan 0-3 yaş aralığında olduğunu biliyoruz. Elbette cezaevinde olan tüm çocuklar bu virüsün ölümcül etkisi karşısında oldukça savunmasız durumdalar ancak özellikle 0-3 yaş arası 543 çocuğun risk grubu olduğuna dikkat çekmek istiyorum.

İnfaz Yasasındaki değişiklik sonrası suça sürüklenen çocuk mahpusların durumu 

14 Nisan gecesi Resmi Gazetede yayımlanan 7242 Sayılı kanunla İnfaz Yasası ve bazı kanunlarda değişiklik yapıldı. Öncelikle İnfaz Yasasında yapılan birçok değişikliğin eşitlik ilkesine aykırı olduğunu belirtmek isterim. Ancak çocuklar açısından iyi düzenlemeler de mevcuttur. Örneğin İnfaz Yasasındaki değişiklikle koşullu salıverilme oranı bakımından artık hiçbir hükümlü çocuk ¾ kapsamında olmayacak. Yani yapılan değişiklikle hapishanede bulunan hükümlü çocukların büyük bir kısmının tahliye olmasını bekliyoruz. Ancak bizim bu yasa değişikliğine en başından beri yaptığımız eleştiri düzenlemelerin tutuklu çocukları da kapsaması gerektiğine ilişkindir. Her ne kadar güncel olmasa da eldeki verilere göre kapalı ceza infaz kurumlarındaki tutuklu ve hükümlü çocuk sayısı 2500 civarı olup; bunların 1400’ünün tutuklu olduğu yönündedir. İnfaz yasasındaki değişiklikle hükümlü olan çocukların tahliye olma ihtimali varken;  Anayasanın 38. Maddesi gereğince masumiyet karinesinden yararlanan yani suçlu olarak dahi görülmeyecek olan tutuklu çocuğun tahliyesine yönelik herhangi bir değişiklik maalesef mevcut değildir.  Tüm dünyayı tehdit eden bir salgınla mücadele ettiğimiz bir dönemde suçlu oldukları ispatlanmamış çocukları virüsün bulaşma riskinin en yüksek olduğu yerlerden biri olan cezaevlerinde tutmaktaki bu ısrarı anlamak mümkün değildir. Ancak her ne kadar İnfaz Yasasındaki değişiklik tutuklu çocukları kapsamasa da hukukçular için yorum yapabilecekleri ve çocuk müvekkilleri için tahliye talebinde bulunabilecekleri bir hareket alanı ortaya çıkmıştır. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 100/1 maddesi ‘ işin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez’ demektedir. Yine bir diğer dayanağımız olan Çocuk Koruma Kanunu 4/1-i maddesi ‘çocuklar hakkında özgürlüğü kısıtlayıcı tedbirler ile hapis cezasına en son çare olarak başvurulması’ ilkesine yer vermiştir. Bu iki madde ışığında İnfaz Yasasındaki değişikleri de kapsayan 7242 Sayılı Kanuna eklenen geçici 6.maddeye baktığımızda bütün çocukların tutuklu veya hükümlü olduklarına bakılmaksızın tahliye edilmesi gerekir. Örnek vermek gerekirse, 12-15 yaş aralığında olan bir çocuğun TCK 31/3 kapsamında alabileceği en yüksek süreli ceza 7 yıldan fazla olamamaktadır. Bu durumda yeni koşullu salıverilme oranı ½ olacağı için çocuğun cezaevinde kalacağı süre 3 yıl 6 ay olacaktır. Bu sürenin 3 yılı denetimli serbestlik kapsamında dışarıda geçirileceği için kalan süre 6 ay,  12-15 yaş aralığındaki çocukların cezaevinde geçirecekleri 1 gün 3 gün sayılacağı için bu örnekteki çocuğun cezaevinde kalacağı süre 2 aydır. Hatta TCK 62 kapsamında takdiri indirim uygulandığı durumda çocuğun hükümlü olması durumunda, muhtemelen devlet bu çocuğa borçlu kalacaktır.  Aynı denklemi 15-18 yaş arasındaki çocuklar için uygularsak; bu yaş aralığındaki çocuğun alabileceği en yüksek süreli hapis cezası 12 yıldır. Koşullu salıverilme oranı ½ uygulandıktan sonra kalan süre 6 yıl;  denetim süresi 3 yıl ve cezaevinde kalacağı her gün iki gün sayılacağından bu çocuğun cezaevinde kalacağı süre 1 yıl 6 ay olacaktır. Her iki örnekte de Ceza Muhakemesi Kanunu 100/1. Maddesinin orantılılık ilkesi dikkate alındığında çocuklar hakkında tutuklama kararı verilemeyeceği görülecektir. 

Tutuklu çocuk müvekkili olan müdafilerin müvekkilleri için tahliye talebinde bulunması ve bu konuda ısrarcı olması gerekiyor. Çocukla ilgili kovuşturma devam ediyorsa mahkemelerin çocuklar hakkında re’sen tahliye kararı vermesi gerekir. Soruşturma evresinde ise Cumhuriyet Savcılarının re’sen tahliye yetkisini kullanarak veya adli kontrol talebiyle çocukları sulh ceza hakimliklerine sevk ederek; çocukların sulh ceza hakimliği tarafından serbest bırakılması gerekmektedir.

Tüm dünyayı etkisi altına almış ve oldukça fazla can kaybına neden olmuş küresel bir salgınla karşı karşıya olduğumuz bu karanlık günlerde çocukları korumak, hatta onları koruması gereken kanunlara karşı dahi çocukları korumak hepimizin sorumluluğudur. Henüz ebeveyn yardımına ihtiyaç duyacak yaşta olan çocukların tek başına cezaevi gibi mahrumiyet bölgelerinde bu virüsle baş etmelerini beklemek ya fazla hayalperest olmayı ya da oldukça kötü olmayı gerektirir. Toplum olarak suça sürüklediğimiz çocukların, tahliye edilmemesi onları virüsün bulaşma riski karşısında son derece savunmasız bırakmak ve hatta ölüme terk etmek, çocuk adalet sistemimizin nasıl işlediğini de gözler önüne serdiği gibi çocuğu görmezden geldiğini gösterir. Bu durum olsa olsa çürümüşlük olarak ifade edilebilir. Çocuklara özgü infaz rejimi çocukları ölüme terk edecek kadar kin ve öfke barındırıyorsa buna adalet demek mümkün değil bu ancak utanç verici bir intikam alma yöntemidir.

Çıkar amaçlı suç örgütü kurmak, insan öldürmeye azmettirmek, insan öldürmek ve yağma gibi birden fazla suçtan hükümlü olan mafya liderlerinin toplum için tehlike arz etmediği düşünülerek tahliye edildiği bir ülkede hangi suçu işlemiş olursa olsun bir çocuğun toplum için tehlike arz ettiğini düşünmek mümkün değildir.  

Bu çocuklar için ne yapılmalı? 

Devletlere toplumsal sözleşme olarak kabul edilen Anayasalarla bireylerin özgürlüklerine kısıtlama hakkı verilmiştir ancak bu hak beraberinde özgürlüklerini kısıtladıkları, hapsettikleri bireylerin yaşamsal haklarını koruma yükümlülüğü de yüklemiştir. Mevcut durumda devletin cezaevindeki bireylerin yaşamsal haklarını koruyamadığı açıktır. Bu durumda devlet sağlık ve yaşam hakkını koruyamadığı çocukları içerde tutma hakkına sahip değildir. Bu sebeple her şeyden önce bu çocukların ivedi olarak tahliye edilmesi gerekiyor ancak bu sadece tahliye etmekle hal olacak bir durum değil maalesef. Bir dizi acil eylem planı yapmak ve ciddi şekilde uygulama koymak gerekiyor. Her ne kadar Adalet Bakanı cezaevlerinde Koronavirüs vakasının tespit edilmediğini söylese de mahpuslara ve personele yönelik olarak corona virüs testi yapılmadığını biliyoruz. Olası bir tahliye durumunda bu çocuklara öncelikle test yapılmalı risk tespit edilirse karantinaya alınmalı, diğerleri ise ailelerine veya Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının ilgili kurumlarına teslim edilmelidir. Devamında cezaevlerinden çıkan bu çocuklar için bir adaptasyon süreci başlatılmalıdır. Yani bu süreçte çocukların tahliye edilmesi yalnızca gerekli önlemlerin zamanında alınması olarak kabul edilebilir. Bizim beklentimiz bunun ötesinde çocukların sağlığının geliştirilmesinin yanında çocukların büyüyüp tam potansiyellerini gerçekleştirebilecekleri şekilde gelişmeleri ve sağlığın temel belirleyicilerini ele alan programların uygulanmasıyla çocukların mümkün olan en yüksek sağlık standartına ve iyi olma haline ulaşmalarıdır. BM Çocuk Hakları sözleşmesinin 24.Maddesi yaşamsal haklar kategorisinde sayılan sağlık hakkını ele almış ve yine bu madde taraf devletlere bu konuda saydığımız tüm bu yükümlülükleri hatta daha fazlasını yüklemiştir ve Türkiye Cumhuriyeti bu sözleşmenin tarafıdır. 

Av. M.Emin Gün
Diyarbakır Barosu